in ,

Asgari Ücretin Artış Rengi

Son dönemde ekonomi bültenlerinden de öte, tüm ulusal haber araçlarında da hakkında en çok konuşulan konu asgari ücret. Asgari ücret, 25 Aralık’ta toplanan Asgari Ücret Tespit Komisyonunun oy birliğine vararak aldığı karar ile 1.603 TL’den 2.020 TL’ye çıkarıldı. 417 TL’lik bu artış %26’lık bir artışa tekabül ederken, bu oran Türkiye Cumhuriyet’inin 21. Yüzyılda gördüğü en büyük artış olarak göze çarpmakta.

Geçmiş yıllarda hatırlanacağı üzere her zaman asgari ücret artışının yetersiz olduğunu düşünen ve bunu açık açık gazetelerde, televizyonlarda belirten kişilerin sayısı çok fazla olurdu. Fakat yapılan son %26’lık zam, toplumun çoğunu tatmin etmiş gözüküyor, çünkü normal şartlarda her fırsatta eleştirilen bu konuda, zam sonrası bir sessizlik hatta olumlu eleştiri durumu mevcut.

Çoğu insan asgari ücretin arttırılması ile tüm ülkenin yaşam standardının %26(!) arttırılacağını, ülkenin bir anda sınıf atlayacağını sanıyor. Ülkedeki genel kanı asgari ücret arttırılırsa ülkenin zenginleşeceği, tüm sorunlar çözüleceği.

O zaman neden asgari ücret 2.020 Lira?

Neden 20.000 TL yapıp işin içinden çıkmıyoruz? Gönül isterdi ki, her şey asgari ücreti arttırınca çözülecek kadar basit olsa, her çözüm yolu asgari ücreti arttırmak kadar kolay olsa. Ama ne yazık ki değil. Hatta asgari ücret arttırımlarının ülke ekonomilerine verdiği zararların farkında olan kişi sayısı da bir elin parmaklarını geçmemekte.

Yukarıdaki yazılar büyük ölçüde asgari ücret artışı hakkında olsa da bunun sebebi güncel konunun bu olması. Zaten asıl problem asgari ücret artışı değil, asgari ücret sisteminin var olması. Bu sebeple bu yazı asgari ücret uygulamasının ve bu uygulama sonucunda kaçınılmaz hale gelen asgari ücret zamlarının ülke ekonomilerine olan etkileri hakkında olacak. 

İşçi sınıfı da içinde ayrılıyor

Genel algı asgari ücretin emekçinin, işçinin hakkını koruyan bir gereklilik olduğunu yönünde, fakat biraz derine inildiğinde aslında bunun tam tersinin olduğu göze çarpıyor. Asgari ücret, aslında işçi sınıfının kendi içinde de, iki sınıf oluşturuyor. Nasıl ekonomiye makro olarak bakıldığında halkın gözünde insanlar zengin ve fakir diye ayrılmakta ise, bu ayrımın aynısını asgari ücret de ‘fakir’ diye tabir edilen sınıfın içinde oluşturuyor. İşçilerin bir kısmı bu ayrımdan pozitif ayrışarak işlerini koruyor ve işçi sınıfının zenginlerini oluşturuyor.

Bu ayrımda negatif ayrışan kişiler ise işsiz kalıyorlar ve daha da fakirleşmeye başlıyorlar. Bunu sayısal bir senaryo ile anlatabiliriz. A ülkesinde tekstil ürünü üreten X fabrikası olduğunu, A ülkesinde asgari ücret aylık 10 Dolar ve X fabrikasında çalışan bir işçi aylık 12 Dolar’lık katkı sağladığını varsayalım.

Mevcut durumda X fabrikasında çalışan, tek sermayesi fiziksel işgücü olan bir işçi asgari ücret ile çalışarak aylık 10 Dolar kazanmaktadır, fabrika sahibi ise bu işçiyi çalıştırarak 12 Dolar kazandığından ötürü halinden hoşnuttur. Fakat aynı bu şartlarda piyasa işlerken, devletin %30’luk bir asgari ücret arttırımı kararı aldığını düşünelim.

Bu asgari ücret arttırımından sonra X fabrikasının sahibinin bir işçiyi çalıştırmak için en az 13 Dolar’ı gözden çıkarması gerekecektir. Fabrika sahibi için 12 Dolar getirisi olan bir işçiye 13 Dolar vermenin hiçbir mantığı olmayabileceği ve zamanla zarar vermeye başlayacağı için yavaş yavaş işçileri işten çıkarmaya başlayacaktır. Evet şu bir gerçek ki, çalışmakta olan, yani işini koruyabilmiş işçilerin gelir düzeyi artacaktır.

Fakat maaştaki bu %30’luk artışa rağmen, işini koruyamayan işçiler işsiz kalacak ve gelirlerinden %100’luk bir düşüş ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu olaya makro ölçüde bakıldığında değeri 12 Dolarlık bir verim sağlayan bir çalışana 13 Dolar vermek ekonomide elde edilebilecek verimi düşürecektir.

Fabrikaların gerçekleştirmek zorunda kaldığı işten çıkarmalar ise fabrikalarda üretilen ürünlerin niceliğinin azalmasına yani, maksimum verimden gitgide uzaklaşılmasına sebep olacaktır. Üretimin azaldığı bir ülkede zaman ile, üretiminde gözle görülebilir derece düşüş yaşanan mallarda yüksek enflasyon gerçekleşme ihtimali ortaya çıkacak. Ülke ise ithalatını arttırmak zorunda kalarak dışa bağımlı hale gelecektir. Kısacası, bir işçi ne hak ettiğinden az ne de hak ettiğinden fazla maaş alacaktır. (İşçilerin hak ettikleri maaşın altında bir maaşı neden alamayacaklarını yazının ilerleyen kısmında daha detaylı şekilde anlatılacak.)

Farklı bir senaryo ile devam edelim

Asgari ücretin olmadığı bir senaryoda işçi ve işveren pazarındaki olası senaryoları daha anlaşılabilir biçimde değerlendirelim. A işçisinin işverenine ayda 10 Dolarlık bir değer sağladığını düşünelim. A içşisi X fabrikasında aylık 10 Dolar maaş ile çalışmaktadır, ki bu iki taraf için de kabul edilebilir bu durumdur.

Fakat bir süre sonra A işçisi kendi değerinin 12 Dolar olduğunu düşünmeye başlar ve işvereninden kendi değerini yansıtan bir maaş zammı ister. Fakat X işçisi hala işverenine 10 Dolarlık bir katkı sağladığı için işveren bu isteği doğal olarak geri çevirir. Eğer ki A işçisi kendi değerinin gerçekten 10 Doların üzerinde olduğuna inanıyor ise X fabrikasından ayrılır. Ve kendine yeni bir iş aramaya başlar. Y fabrikası, A işçisinin iş aradığını görür ve kendisi için sağlayacağı değerin 11 Dolar olduğuna karar verir ve 12 Dolarlık bu isteği geri çevirir.

A işçisi 12 Dolarlık maaş talebine karşın piyasadaki hiçbir işverene 12 Dolarlık katkı sağlamamaktadır. Bu da A işçisinin talebinin gerçekçi olmadığını, değerinin 12 Doların altında olduğunu gösterir. Eğer ki A işçisinin değeri gerçekten 12 Doların üzerinde olsaydı piyasadaki herhangi bir işveren A işçisini hemen işe almak isteyecektir. 12 Dolarlık maaş telbine rağmen değerinin 12 Doların altında olduğunu gören A işçisinin. İse, kendini işi ile ilgili alanlarda yeni eğitimler alarak ve geliştirerek değerini ve takiben maaşını arttırmak gibi bir şansı da elindedir. 

Araştımalar

John M. Abowd ve Francis Kramarz’ın, ABD ve Fransa’nın iktisadi tarihindeki asgari ücret zamlarının ülkelerdeki işsizlik oranlarına yaptığı etkiyi konu eden araştırmalarında.Her %10’luk asgari ücret artışının, işsizliği erkeklerde %0.4, kadınlarda ise %2 oranında arttırdığını ortaya koymaktadırlar. Bu örnek ise, yukarıda açıklanan asgari ücret zamlarının, asgari ücret sınırında çalışan işçileri zor durumda bıraktığını kanıtlar niteliktedir.( https://www.nber.org/papers/w6996.pdf )

İşverenler işçilere hak ettiklerini vermeli

 

Bu fikirleri okuduktan sonra, kafanızda işverenlerin birlikte hareket ederek bir fiyat sınırlaması bulunmaması sebebiyle. Tüm işçilerin maaşının dibe çekilerek emek sömürüsüne dönüşebileceğini düşünebilirsiniz.

Kısa vadede böyle bir durumun gerçekleşmesinin önüne geçilemeyeceği kısmı olarak doğru da olsa, orta ve uzun vadede böyle durumun oluşması çok zor.

Çünkü işverenler ürettikleri ürünleri satmak için üretiyorlar. Üretilen ürünler satılabilmesi için alıcıların olması gerekir. Ve eğer ki siz işçilere verdiğiniz ücretlerde gereğinden çok azalmaya giderseniz. Bu alıcıların kategorisinde değerlendirilecek kişilerdeki toplam talebin azalmasına sebep olacaktır.

Talep git gide azaldıkça fabrikalar ürettikleri malları satacak kimse bulamamaya ve kapanmaya başlayacaklardır. Ayrıca talebin git gide azalması ile negatif enflasyon ortaya çıkacaktır. Bu sebepten ötürü işverenler, ürettikleri ürünlerin satıldığı bir piyasanın yoksa oluşması, var ise mevcudiyetini koruması için işverenlere hak ettikleri ücretleri vermeleri gerektiğinin farkında olurlar.

]]>

Report

What do you think?

0 points
Upvote Downvote

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İŞSİZLİK NEDİR ?

Forex Yazı Dizisi 2 (Bölüm 1)