Image default
Ekonomi Genel

KISIR DÖNGÜ

KISIR DÖNGÜ

Bu yazımda son günlerin en çok konuşulan konuları arasında olan cari açık,enflasyon ve dolar kurunu ele alacağım.

Bundan birkaç yıl öncesine kadar sokaklarda,evlerde ya da marketlerde bu konulardan neredeyse hiç bahsedilmiyordu,bir nevi her şey normal görünümdeydi ; kur bu kadar sert dalgalanmıyor veya fiyatlarda bir anda bu kadar hızlı bir artış görülmüyordu ta ki dolar 7’lere çıkana kadar …

Yazımda ilk olarak bu üç kavramı genel hatlarıyla tanımladıktan sonra birbirleriyle bağlantılarına dikkat çekeceğim.

CARİ AÇIK

Cari açık,bir ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin,yurt dışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemelerden az olmasıdır.

 

ENFLASYON

Fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve hissedilir bir şekilde artması durumudur.

 

 

DÖVİZ KURU 

Bir ülke para biriminin diğer bir ülke para birimi karşısındaki değeridir.

 

 

 

Gelelim bu kavramlar arasındaki bağlantılara …

İlk olarak cari açıkla başlayacak olursak buradaki en önemli nokta açığın nasıl kapatıldığıdır. Genelde ülkeler açıklarını borçlanma veya doğrudan ya da dolaylı yabancı sermaye yatırımları ile kapatmaya çalışmaktadır. Bu noktada Türkiye’ye baktığımızda, 2006-2008 yılları arasında Türkiye’ye ortalama 20,7 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girişi olmuş bu rakam küresel finans krizi nedeniyle 2009 ve 2010 yılında sırasıyla 8,6 ve 9,1 milyar dolara gerilemiştir. Sonraki yıllarda ise en fazla 2015 yılında 18 milyar dolar olmuş sonrasında düşüşe geçmiştir. Portföy yatırımları ise 2018 yılında düşüşe geçmiştir. Son olarak belki de Türkiye için en önemli konu olan borçlanma rakamlarına baktığımızda ise genel olarak yükseliş trendi içerisindedir. Brüt dış borç stoku 1989-2017 yılları arasında sadece 1994,2001,2009 ve 2015 yıllarında bir önceki yıla göre bir miktar azalmış diğer yıllarda ise yükselmiştir. 2017’de 455,077 milyar dolar olan brüt dış borç stoku 2018 yılında 448,452 milyar dolara gerilemiştir.

Aşağıdaki tabloda ise 2005-2018 yılları arasındaki cari açık,enflasyon ve dolar kurundaki yıllık gelişmeler görülmektedir. Verileri 2005 yılından itibaren almamın nedeni 2005’ten önce altı sıfırın kullanılması ve rakamlar arasındaki bağlantıların sağlıklı bir şekilde görülemeyebileceğindendir.

(KAYNAK : TCMB,BUMKO,TÜİK) (2018 yılı cari açık verisi tahmini değerdir.)

Peki bu rakamlar bize neyi gösteriyor ?

Yatırım ve borçlanma rakamlarına baktığımızda özellikle son yıllarda yatırımlarımızın azaldığını buna karşılık borçlanmaların arttığı görülmektedir. Yani ülkeye döviz girişi azalmakta ve dövize olan ihtiyaç yıldan yıla artmaktadır. Cari açığa baktığımızda da bu yıllar arasında ortalama -5,6 seviyesinde gerçekleşmiş,son üç ayda ise tüketimin azalması, turizm ve ihracat gelirlerinin artması ve petrol fiyatlarının gerilemesi sonucunda cari fazla verilmiştir  ; enflasyon ise Merkez Bankası’nın hedefi olan %5 seviyesine hiçbir senede ulaşamamış ve ortalama %9,31 olarak gerçekleşmiştir. Son dönemde ise özellikle %20’nin üzerine  çıkmasıyla fiyatlardaki artış hızlanmış ve bu durum her alanda hissedilmiştir.

Dolar kuruna baktığımızda ise 2013 Ağustos ayında ilk defa 2’ye çıkmış ve uzun bir süre bu seviyelerde dalgalanmıştır. 2015 Eylül ayında ise 3’e yükselmiş ve dönem içerisinde ara ara tekrardan 2’li seviyelere gerilemiş ancak bu durum sürdürülebilir olmamıştır. 2017 yılında başlayan yüksek volatilite 2018 yılında da devam etmiş ve dolar kuru mart ayında 4’e yükselmiştir. Daha aradan 5 ay geçmişken ağustos ayında 5’e yükselmiş ve aynı ay içerisinde 7’li seviyeleri test etmiştir. Sonrasında yapılan çeşitli müdahalelerle bir miktar düşmüş ancak kısa sürede bu kadar yükselen kur Türkiye’yi oldukça derinden etkilemiştir.

Kurdaki yükselişin ilk etkileri ÜFE ve TÜFE rakamlarıyla çok net bir biçimde görülmüştür. ÜFE 2018 ocak ayında %12,14 iken eylül ayında %46,15’e yükselmiş ve yıl sonuna doğru bir miktar gerilemiş ve yılı %33,64 ile tamamlamıştır. TÜFE ise 2018 Ocak ayında %10,35 olurken Ekim ayına gelindiğinde bu oran 25,24’e yükselmiş ve yılı %20,30 seviyesinde tamamlamıştır. Görüldüğü üzere döviz kurundaki hızlı yükseliş firma maliyetlerinin artmasına neden olmuş ve bunun neticesinde fiyatlar da hızlı bir şekilde artmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Türkiye’deki talep enflasyonu yerini maliyet enflasyonuna bırakmıştır.

Dövizdeki hareketlilik sonucunda oluşan bir diğer gelişme ise ihracat tarafında görülmüştür. TL’nin değer kaybetmesiyle ülkedeki mallar ucuz hale gelmiş ve ağustos ayında 12,33 milyar dolar olan ihracat değeri kasım ayında 15,52 milyar dolara yükselmiştir. İthalat ise tüketimin azalmasıyla eylül,ekim ve kasım ayında çok fazla değişim göstermemiş sırasıyla 16,32 – 16,17 ve 16,18 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İhracatın ithalatı karşılama oranı da %96’ya yükselmiştir. Burada önemli olan nokta ise ihracattaki yükselişin sürdürülebilir olması ve ihracat yapmak için ithalata olan bağımlılığımızın azaltılmasıdır.

 

Toparlayacak olursak …

Türkiye her dönemde dövize ihtiyaç duymuş ve bu durumun önemi yaşanan krizlerle daha belirgin bir hale gelmiştir. Dolayısıyla ülkemize ihtiyaç duyulan döviz girişini sağlayacak ihracatı teşvik edici politika ve programlar geliştirilip, ithalata olan bağımlılığımız azaltılmalıdır. Aksi halde cari açığın artmasıyla dövize olan ihtiyaç artmaya devam eder ve döviz kurundaki yüksek dalgalanmalar da hem ülkeye gelecek olan yatırımları hem de enflasyonu olumsuz bir şekilde etkiler bunun sonucunda da önünü göremeyen piyasa aktörleri üretimlerinden, tüketiciler de harcamalarından vazgeçer. Bu da şu anda olduğu gibi büyüme oranlarını düşürür ve ülke ekonomik olarak daralmaya gider. Bütün bunların yaşanmaması için son dönemde dillerden düşmeyen iki şeye ihtiyaç duyulmaktadır. Birincisi ‘’katma değeri yüksek ürün üretimi’’ ikincisi ise bu üretimin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleşmesini sağlayacak olan ’yapısal reformlar’’dır. Söz konusu bu iki nokta gerçekleştirildiğinde Türkiye’nin ekonomik kırılganlıkları ve dışa bağımlılığı azalacak, piyasalar iç ve dış etkilere karşı daha dayanıklı hale gelecektir.

Son olarak

Umarım içinde bulunduğumuz bu sıkıntılı dönem en kısa zamanda sona erer ve tekrarının yaşanmaması için gerekli sosyoekonomik politikalar hayata geçirilir.

Benzer İçerikler

ALTINLAR YASTIK ALTINDA KALMASIN

İlkay Merve KAÇAR

Enflasyon nedir ve çeşitleri nelerdir ?

Bullekon

Bist’te Neler Oluyor ?

Arda MERTTÜRK

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir
Bullekon